5 Mart 2015 Perşembe Saat 22:35
DERBİNİN
PSİKOLOJİK ANALİZİ
“Türkiye'de provakatif
bir futbol ortamı var. G.Saray'da çalışırken; derbi öncesi futbolcularıma
taktik vermeye çalışırdım ama takımın hiyerarşi düzenindeki kademeli
oyuncuları, takım arkadaşlarını rakibe karşı provoke ederek mental üstünlük
sağlayacaklarına inanırlardı. Kısaca, taktik ile değil de mental üstünlükle
derbiyi kazanabileceklerine düşünürlerdi. Türkiye'de; G.Saray-F.Bahçe derbileri
çok sinirli ortamlarda oynanır. İstanbul'da futbol adına utanç verici derbiler
yaşadım. İki takımın taraftarlarının birbirlerinden ölesiye nefret etmeleri ise
derbinin gerçek anlamda bir futbol şöleni olmasını engelliyor.”
Yukarıdaki sözler 2009 – 2010 yıllarında Galatasaray teknik
direktörlüğünü yapmış olan Frank Rijkaard’a ait. Rijkaard Galatasaray’ın
başında biri hazırlık maçı olmak üzere Fenerbahçe’ye karşı 3 maça çıktı ve bu 3
maçı da kaybetti.
Öncelikle ben bir psikolog değilim. Bu yazıda yapmak
istediğim maçların altyapısını hazırlayan etmenlerin benzerlik göstermesinden
dolayı futbol dünyasında yaşanan diğer maçlarla kıyaslayarak psikolojik analiz
yapmak veya belki de bir öngörüde bulunmaktır.
Bu açıklamadan sonra konumuza dönersek, başlangıcı
Rijkaard’la yapmamın sebebi Türkiye’de veya bizim gibi fanatizm düzeyinde
futbolu yaşayan ülkelerde oynanan derbilerde istediğiniz kadar taktik çalışın
bazen yeterli olmayabiliyor. Bu maçlarda taktiğin yanında futbolcuları motive
etmekte ciddi önem arz ediyor. Belki de Rijkaard bunu atladı Galatasaray’da. Kendisi çok tecrübeli bir isim sonuçta
Barcelona yıllarında çok El Classico oynadı. Ama oradaki futbol mantalitesiyle
buradaki futbol mantalitesi farklı. Bunu atladı.
Peki futbolda bizim daha çok gaz diye tabir ettiğimiz ama
daha terimsel olarak ifade edersek, motivasyon yeterli midir? Çok şeydir belki
ama tek başına hiçbir şeydir. Mesela Fatih Terim. Herkes zanneder ki Fatih
Terim bunca başarısını gaz verme yöntemiyle yaptı. Bu tabi ki imkansız bir şey
kendisi Türkiye’de ki hocalara nazaran daha iyi bir taktisyendir ve insanları
etkileme yeteneğiyle bunu süsleyince başarılı oldu.
Derbinin Psikolojik
Altyapısı
Yukarıda bazı temel meselelerden bahsettim ve şimdi
anlatacaklarımla derbinin durumunu bağdaştırmaya çalışacağım. Puan durumu
aşağıda:
Ligde görüldüğü gibi henüz 22 hafta oynanmış durumda yani
daha oynanacak 12 hafta bulunuyor. Ama son 10 - 12 haftadır lig inanılmaz bir
final haftasına bürünmüş durumda. 3 büyüklerin aldıkları seri galibiyetler bu
havanın temel sebebi. Galatasaray son 12 maçında 10 galibiyet 2 beraberlik,
Beşiktaş son 12 maçında 9 galibiyet 2 mağlubiyet 1 beraberlik, Fenerbahçe son 12 maçında 8 galibiyet 3
beraberlik ve 1 mağlubiyet almış durumda. Hele bu dönemlerin arasında her 3
takımında fazlaca seri galibiyetleri bulunuyor ve bu şekilde ilk 3
diğerlerinden kopmuş durumda gözüküyor. Bu tarz seriler genelde ligin son
haftalarında olurdu. Ama bu sezon farklı bir şekilde ilerliyor.
Şimdi bu periyodu biraz daha açarsak (bu arada işin Beşiktaş
kısmını pek detaylı incelemeyeceğim.) bundan 4 hafta önce Fenerbahçe sahip
olduğu fikstür avantajıyla rakiplerinin önünde favori gösteriliyordu. Ama ne
olduysa bu son 4 haftada oldu. Önce Trabzonspor ile evinde berabere kaldı ve 2
hafta sonra da hiç beklenmedik bir şekilde evinde Akhisar’a kaybetti ve son
olarak da Konya deplasmanından galibiyet çıkaramadı. Beşiktaş’ın da
kayıplarıyla beraber Galatasaray ise bu süreci iyi değerlendirip ligde
Eskişehir ve Sivas deplasmanlarından 3 puanı çıkarttı ve rakibinin 4 puan önüne
geçti.
Mevcut Durum
Maç Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanacak. Herkesin bildiği
üzere Fenerbahçe bu sahada Galatasaray’a en son 1999 yılında kaybetti. Hatta
onu bırakın evinde son derbisini kaybettiği zaman takvimler 2005 yılını
gösteriyordu. Ama tabi Fenerbahçe’nin evindeki bu üstünlüğü sadece derbilerle
sınırlı değil. Son yıllarda evinde kaybettiği maç sayısı çok ama çok az.
Evinde oynadığı maçlarda istisnalar hariç kazanmakta çok
zorlanmayan Fenerbahçe yine bunun verdiği özgüvenle ve iştahla oynayacağı pek
tahmin edilemeyecek bir şey değil. Hem de bu sefer sadece ve sadece kazanmak
zorunda. Ligin bu havasına bakılacak olursa bir beraberlik bile Fenerbahçe
camiasını karıştırabilir. Hele bir mağlubiyet… Zaten form durumu şu sıralar pek
iyi değil. Bir de 15 senedir yıkılmayan kalesi Kadıköy’de Galatasaray’a
alınacak bir mağlubiyet iddia ediyorum İsmail Kartal’ın sonunu bile getirir. Doğal
olarak sezon başında şampiyon hocasını göndermekte tereddüt etmeyen Aziz
Yıldırım’a gelecek tepkileri düşünemiyorum. Burada anlatmak istediğim
Fenerbahçe’li oyuncular bu maça mutlaka
kazanmalıyız psikolojisiyle oynayacaklardır. Yani her zamanki Kadıköy’de
oynanan Galatasaray derbilerinin üzerine ekstadan bir motivasyon olacaktır.
Peki bu motivasyon yararlı mıdır? Kimi zaman evet. Bu
iştahla Fenerbahçe bulacağı gollerle maçı alabilir ve 50.000 taraftarıyla
beraber daha çok isteyen taraf olabilir. Hiç zararına görmez mi? Görebilir
tabi.Yazının başında dediğim gibi bunu futbol dünyasından birkaç örnekle
açıklayacağım.
Sene 2005 Milli Takım, İsviçre ile Dünya Kupası’na katılma
yolunda İsviçre ile 2-0’ın rövanşında. Marşlar okunuyor, bütün takım çok
hırslı,çok istekli gözüküyor. Bu isimlerden en çok Alpay dikkat çekiyor. Kendi
deyimiyle kılıç versek yardıracak vaziyette. Maç başlıyor tak maçın başında o
Alpay penaltı yaptırıyor. 1-0 yenik duruma düşüyoruz ve atmamız gereken gol
sayısı 4 oluyor. O motivasyonla saldırmaya devam ediyor, skoru 3-1 yapıyoruz
ama yine o gol atma,saldırma motivasyonun zararını görüp kalemizde bir gol daha
görüyoruz. Skoru 4-2 yapsak da bize yetmiyor. Maçın sonlarında da olanlar
malum.
Çok değil sene 2014. Ev sahibi Brezilya ile Almanya arasında
Dünya Kupası yarı final maçı oynanıyor. Brezilyalılar, bizim 2005’te
söylediğimiz gibi marşlarını büyük bir hırsla söylüyorlar. Maç boyunca
taraftarı futbolcusu çok hırslı davranışlar eğiliminde. Ama gelin görün ki
sonuç çok acı; 7-1 ile tarihten unutulmayacak bir maç yaşanıyor.
Bunlar ekstra motivasyonun getirdiği zararlara iki somut
örnek.
İşin Galatasaray tarafından bakalım biraz da. Galatasaray
puan durumunun da getirdiği rahatlıkla maça çıkacak. 15 senedir orada
kazanamamanın da verdiği bir baskı olacaktır kuşkusuz. Tabi ki daha ligin
bitimine çok var ve 4 puanlık fark rahat kapanabilir ama Fenerbahçe’nin aksine
maça daha stressiz, rahat başlayacağını düşünüyorum. Hamza Hamzaoğlu
yönetiminde hiç kimse Galatasaray’ın bu kadar toparlanacağını düşünmüyordu
kuşkusuz. Belki söylemek çok erken ve bu da bir iddia ama eğer Galatasaray burada
kazanırsa rakibini uçurumdan aşağı yollar ve kendisi büyük bir özgüvenle
ilerler. Burada Hamza Hoca’nın tercihleri ve yönetimi önem kazanacak.
Beraberlikte işe yarayabilir düşüncesiyle de bu maça çıkabilir. Bunu o zaman
göreceğiz.
**
Kısaca özetlemek gerekirse, Fenerbahçe üniversite sınavına
hazırlanan bir öğrenci gibi stresli ama motive, Galatasaray ise üniversiteyi
kazanmış vizelere doğru yaklaşan bir öğrenci vaziyetinde maça başlayacak
durumda. Burada en önemli iş teknik
adamlara düşüyor. İsmail Hoca’nın takımına orantısız gücün güç olmadığını
aşılaması gerek. Hamza Hoca’nın da oyuncularına Kadıköy baskısından uzak
tutması şart. Burada iş tamamen teknik direktörlerin adam yönetimi
kabiliyetlerine kalıyor. Psikolojik olarak kötü durumda olan bir Emenike belki
de bu maçın adamı olacaktır. Derbi atmosferleri çok farklıdır, önemli olan bu
atmosferi kontrol edip doğru yönlendirmekte.
Kişisel tahminimi yaparak bu yazıyı noktalamak istiyorum.
Herhangi bir skor tahmininde bulunmak istemiyorum. Sadece bu çıkarımları
yaptıktan sonra genel olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Bence bu maç uzun
yıllar unutulmayacak ve bolca konuşulacak bir maç olacak. Mesela geçen seneki
derbiler gibi olmayacak. Onlar çabuk unutulur. Ama 6-0’lık, 5-1’lik veya
3-0’dan 4-3’lük veya Galatasaray’ın 7 kişi tamamladığı maç gibi bir maç
geçebilir. Yani demek istediğim farkla biten bir skor, geri dönüşlerin olduğu
bir skor veya kırmızı kartların havada uçtuğu bir maç… Taraf olarak vermiyorum
ama hangi hoca psikolojiyi doğru yönetirse kazanmaya daha yakın.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder