Her teknik adamın kendine
göre oyun felsefeleri ve de taktiksel görüşleri vardır. Bu durum oldukça
normaldir. Kimi daha temkinli bir oyunu tercih eder ve 3 pasla kaleye gitmeyi
düşünür. Kimisi ise pozisyon oyununa takıntılıdır, kimi ise şok preslerle
bulunabilecek pozisyonları kovalar. Dolayısıyla her teknik adamın kendine göre
bir yoğurt yiyişi vardır. Kimisi
inandıkları düşünceyi koşullar ne olursa olsun uygulayarak idealizme başvurur,
kimi ise inandığı ve de sıklıkla uyguladığı taktiklerden feragat ederek mevcut
koşullara göre kendini adapte eder ve pragmatizm yolunu seçer. Ancak teknik
adamların bu seçimleri de 2+2=4 gibi kesinkes bir olgu değildir ve de
içerisinde birçok farklı dinamiği barındırmaktadır.
Fatih Terim özelinde
konuşursak, artık 30 yılı aşkın teknik direktörlük kariyerinde bildiğimiz gibi
belirli olgular üzerinde hareket eder. Örneğin onun için önde baskı ve pres
olmazsa olmaz bir unsurdur. Topa sahip olmayı ve de hızlı hücum yapmayı sever.
Bu uğurda Real Madrid’den 6 yemeyi bile göz alır. Ancak yaşam ve de tecrübe
herkesi değiştirebilmektedir. Zira hoca da özellikle 4.Galatasaray döneminde
daha pragmatik bir yapıya dönmektedir. Örneğin geçen seneyi Donk-Fernando
ikilisi ile sonlandırması ve de bu seneki Şampiyonlar Ligi macerası çok fazla
şey anlatıyor. Belki elinde oyuncu noksanlığından ve belki de mevcut şartlardan
dolayı bu tercihleri yapıyor. Bunun en net örneklerinden birini de bu gece görmüş olduk.
Maça tipik bir ev sahibi
olan Fatih Terim takımı gibi başlamıştı Galatasaray. Ancak dakikalar geçtikçe
oyundaki top hakimiyetini sürdürse de oyun üstünlüğünü kaybettiğini gördük.
Zira her önde baskı kurup rakibi hataya zorlamaya çalıştığında büyük sıkıntılar
yaşıyordu. Bunun ise iki tane sebebi vardır: Bir tanesi Galatasaray’ın sezon
başından beri set oyununu iyi oynayamamasıydı. Hal böyle olunca takım iyi pas
yapamadığında toplar tenis topu gibi geri dönüyordu. İkinci sebebi ise bu geri
dönen topların Schalke hücumu açısından son derece verimli hale dönmesiydi.
Zira Serdar’ın yokluğunda stoperde Ozan ve Maicon ikilisinin oynaması Schalke
için oldukça iyi bir tercihti. İki ağır stoperin (ki Maicon Ozan’dan daha
beterdi) varlığı ile Embolo’nun savunma arkası koşuları değer kazanmıştı.
Birçok kez Embolo ve diğer Schalke’li oyuncular bu şekilde pozisyonlara girip
tehlike yarattılar. Ancak gerek beceriksizlikleri gerekse Muslera’nın
performansı ve gerekse de hakemin yanlış kararlar vermesi ile maç 0-0’a
tutundu.
Fatih Terim’in pragmatizme başvurduğu ilk an
ise tam bu zamanlarda gerçekleşti. Fernando’nun yokluğunda orta sahada Ndiaye
ile ikili oluşturan Donk; Maicon ve Ozan ikilisinin arasına geçerek stoperleri
3’ledi. Amaç ağır olan Maicon ve Ozan ikilisinin arkalarına atılan topları
süpürmekti. Zira madalyonun diğer yüzü de orta alanda bir kişi eksilerek oyun
ve alan hakimiyetini Schalke’ye kaptırmaktı. Eski Fatih Terim olsa belki de
riski alarak hücuma devam ederdi ancak son derece akıllı bir hamle yaparak
takımını oyunda tuttu. Sonrasında ise ikinci hamlesini ikinci yarının başında
Ozan ve Maicon ikilisinin yerini değiştirerek yaptı. Ozan sağa geçerek
Konoplyanka ile daha çok bire bire kaldı ve Maicon’a nazaran çok daha sağlam
durdu. Bu hamle çok basit gözükse de aslında Fatih Hoca bir hücum planından
daha vazgeçmesi anlamına geliyordu. Zira stoperlik özellikleri tartışılsa da
oyun kurma konusunda gayet iyi olan Maicon, sol stopere geçince bu özelliğini
de kullanamaz olmuştu. Bu yer değişikliği Konoplyanka oyundan çıkana kadar
devam etti ve ne zaman Konoplykanka oyundan çıktı o zaman da Ozan tekrar sol stopere
geçti. Maicon’un sağa geçmesiyle
Galatasaray maçın sonlarında Maicon – Belhanda ve Muğdat üçlüsüyle pozisyona girebildi.
Donk’un
savunmanın arkasına geçmesi kısa vadeli işe yarasa da üçlü arasındaki
uyumsuzluklar ve de Ndiaye’nin orta sahada yalnız kalması, bir de Sinan’ın ve
Garry’nin az savunma yardımı Schalke hücumlarının devamına sebep oluyordu. Fatih Hoca ikinci yarıdaki rüzgarı kesmek için
Sinan’ı oyundan çıkartarak Selçuk’u oyuna alıyor ve de bu sefer de orta sahayı
güçlendiriyordu. Eski Fatih Terim olsa çok net bir biçimde Sinan yerine oyuna
Yunus’u veya Muğdat’ı alırdı. Ancak Selçuk hamlesi görüldü ki Schalke’nin
savunma arkasına top atmak için bulduğu alanı kapattı ve yine defansif olarak
Galatasaray’a fayda sağladı. Böylece de maç bir şekilde biraz şansla biraz da
Fatih Hoca’nın hamleleriyle 0-0’a tutundu.
Bilirisiniz,
“Fatih Terim anca gaz verir, teknikten taktikten anlamaz.” gibi saçma bir cümle
son dönemde iyice yaygınlaşmaya başladı. Ancak Fatih Hoca’nın motivasyon
yeteneği kadar olmasa da taktik bilgisinin de ne kadar yüksek olduğu gayet de
ortadadır. Ama tabi ki esas önemli olan bunu görebilmektir.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder