ARA

24 Ekim 2018 Çarşamba

Fatih Terim ve Pragmatizm - Galatasaray vs Schalke 04



Her teknik adamın kendine göre oyun felsefeleri ve de taktiksel görüşleri vardır. Bu durum oldukça normaldir. Kimi daha temkinli bir oyunu tercih eder ve 3 pasla kaleye gitmeyi düşünür. Kimisi ise pozisyon oyununa takıntılıdır, kimi ise şok preslerle bulunabilecek pozisyonları kovalar. Dolayısıyla her teknik adamın kendine göre bir yoğurt yiyişi vardır.  Kimisi inandıkları düşünceyi koşullar ne olursa olsun uygulayarak idealizme başvurur, kimi ise inandığı ve de sıklıkla uyguladığı taktiklerden feragat ederek mevcut koşullara göre kendini adapte eder ve pragmatizm yolunu seçer. Ancak teknik adamların bu seçimleri de 2+2=4 gibi kesinkes bir olgu değildir ve de içerisinde birçok farklı dinamiği barındırmaktadır.

Fatih Terim özelinde konuşursak, artık 30 yılı aşkın teknik direktörlük kariyerinde bildiğimiz gibi belirli olgular üzerinde hareket eder. Örneğin onun için önde baskı ve pres olmazsa olmaz bir unsurdur. Topa sahip olmayı ve de hızlı hücum yapmayı sever. Bu uğurda Real Madrid’den 6 yemeyi bile göz alır. Ancak yaşam ve de tecrübe herkesi değiştirebilmektedir. Zira hoca da özellikle 4.Galatasaray döneminde daha pragmatik bir yapıya dönmektedir. Örneğin geçen seneyi Donk-Fernando ikilisi ile sonlandırması ve de bu seneki Şampiyonlar Ligi macerası çok fazla şey anlatıyor. Belki elinde oyuncu noksanlığından ve belki de mevcut şartlardan dolayı bu tercihleri yapıyor. Bunun en net örneklerinden birini de bu gece görmüş olduk.

Maça tipik bir ev sahibi olan Fatih Terim takımı gibi başlamıştı Galatasaray. Ancak dakikalar geçtikçe oyundaki top hakimiyetini sürdürse de oyun üstünlüğünü kaybettiğini gördük. Zira her önde baskı kurup rakibi hataya zorlamaya çalıştığında büyük sıkıntılar yaşıyordu. Bunun ise iki tane sebebi vardır: Bir tanesi Galatasaray’ın sezon başından beri set oyununu iyi oynayamamasıydı. Hal böyle olunca takım iyi pas yapamadığında toplar tenis topu gibi geri dönüyordu. İkinci sebebi ise bu geri dönen topların Schalke hücumu açısından son derece verimli hale dönmesiydi. Zira Serdar’ın yokluğunda stoperde Ozan ve Maicon ikilisinin oynaması Schalke için oldukça iyi bir tercihti. İki ağır stoperin (ki Maicon Ozan’dan daha beterdi) varlığı ile Embolo’nun savunma arkası koşuları değer kazanmıştı. Birçok kez Embolo ve diğer Schalke’li oyuncular bu şekilde pozisyonlara girip tehlike yarattılar. Ancak gerek beceriksizlikleri gerekse Muslera’nın performansı ve gerekse de hakemin yanlış kararlar vermesi ile maç 0-0’a tutundu.






Fatih Terim’in pragmatizme başvurduğu ilk an ise tam bu zamanlarda gerçekleşti. Fernando’nun yokluğunda orta sahada Ndiaye ile ikili oluşturan Donk; Maicon ve Ozan ikilisinin arasına geçerek stoperleri 3’ledi. Amaç ağır olan Maicon ve Ozan ikilisinin arkalarına atılan topları süpürmekti. Zira madalyonun diğer yüzü de orta alanda bir kişi eksilerek oyun ve alan hakimiyetini Schalke’ye kaptırmaktı. Eski Fatih Terim olsa belki de riski alarak hücuma devam ederdi ancak son derece akıllı bir hamle yaparak takımını oyunda tuttu. Sonrasında ise ikinci hamlesini ikinci yarının başında Ozan ve Maicon ikilisinin yerini değiştirerek yaptı. Ozan sağa geçerek Konoplyanka ile daha çok bire bire kaldı ve Maicon’a nazaran çok daha sağlam durdu. Bu hamle çok basit gözükse de aslında Fatih Hoca bir hücum planından daha vazgeçmesi anlamına geliyordu. Zira stoperlik özellikleri tartışılsa da oyun kurma konusunda gayet iyi olan Maicon, sol stopere geçince bu özelliğini de kullanamaz olmuştu. Bu yer değişikliği Konoplyanka oyundan çıkana kadar devam etti ve ne zaman Konoplykanka oyundan çıktı o zaman da Ozan tekrar sol stopere geçti.  Maicon’un sağa geçmesiyle Galatasaray maçın sonlarında Maicon – Belhanda ve Muğdat üçlüsüyle pozisyona girebildi.





Donk’un savunmanın arkasına geçmesi kısa vadeli işe yarasa da üçlü arasındaki uyumsuzluklar ve de Ndiaye’nin orta sahada yalnız kalması, bir de Sinan’ın ve Garry’nin az savunma yardımı Schalke hücumlarının devamına sebep oluyordu.  Fatih Hoca ikinci yarıdaki rüzgarı kesmek için Sinan’ı oyundan çıkartarak Selçuk’u oyuna alıyor ve de bu sefer de orta sahayı güçlendiriyordu. Eski Fatih Terim olsa çok net bir biçimde Sinan yerine oyuna Yunus’u veya Muğdat’ı alırdı. Ancak Selçuk hamlesi görüldü ki Schalke’nin savunma arkasına top atmak için bulduğu alanı kapattı ve yine defansif olarak Galatasaray’a fayda sağladı. Böylece de maç bir şekilde biraz şansla biraz da Fatih Hoca’nın hamleleriyle 0-0’a tutundu.

Bilirisiniz, “Fatih Terim anca gaz verir, teknikten taktikten anlamaz.” gibi saçma bir cümle son dönemde iyice yaygınlaşmaya başladı. Ancak Fatih Hoca’nın motivasyon yeteneği kadar olmasa da taktik bilgisinin de ne kadar yüksek olduğu gayet de ortadadır. Ama tabi ki esas önemli olan bunu görebilmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder