İki büyük PPV’nin ardından Ekim ayını Extreme Rules ile geçtikten sonra
artık büyük bir PPV olarak adlandırılan Suudi Arabistan PPV’lerinden Crown
Jewel ile Kasım ayını açıyoruz. Kasım ayını açıyoruz dememin sebebi yılların
klasikleşmiş PPV’si olan Survivor Series’i de yine Kasım ayında izleyebileceğiz
ancak bugünlük odak noktamız Crown Jewel. Her zaman WWE’nin yıllardır
klasikleşmiş PPV’leri olan Royal Rumble, Wrestlemania, Summerslam ve Survivor
Series’e özenle hazırlandığını biliyoruz. Crown Jewel’a büyük dememin
sebebiyse, WWE’ye tüm bu PPV’lerden bile daha çok para kazandırması.
Neticesinde bu bir hayır işi değil; bu bir kar ve para işi. WWE de her şirket
gibi kar amaçlı olarak faaliyetlerini sürdürmek istediği için en çok para
kazandığı bölgeye doğal olarak ismen büyük maçlar sunarak bu bölgedeki
etkinliğine devam etmeyi hedefliyor.
Biraz bu coğrafyanın hoşlanacağı türden bir Match card’ın hazırlandığını
görmekteyiz. Örneğin Giant vs Giant olayı aşağı yukarı 30 yıldır gerçekleşen
bir konu. Her ne kadar WWE bünyesinde bu olayı çok uzun zamandır görmesek de
geeklik düzeyinde güreşi takip etmeyen ancak bu konsepti seven kişilerce çokça
tutan bir şey. Uzun süredir görmememizin temel sebebi de zaten artık bu
maçların ring içi olarak bizlere pek bir şey vaat etmemelerinin
kabullenilmesiydi. Ama tabi açıp Youtube üzerinden Khali vs Big Show maçının
izlenme sayısına bakın. Bu bile kağıt üzerinde bu tarz maçların ne kadar ilgi
çekici olabileceğini gösteriyor. Geeklik seviyesinde olmayıp, güreş kültürüne
sonradan adapte olmaya çalışan Arap seyirciler içinse Strowman vs Omos maçı bir
görsel şölen sunuyor. Öte yandan Summerslam sonrasında uzun bir ara vermesini
beklediğimiz Lesnar da Arabistan şovuna özel bir geri dönüşte bulunuyor. Bu
sefer yarım kalmış bir mevzuyu tamamlamak adına Lashley ile maça çıkıyor.
Main event ise hakikaten çok enteresan. Yine Amerika’da olsa çok ciddi
tepkiyle karşı karşıya kalınılabileceğini düşündüğüm bir maç. Youtuber Logan
Paul, 2.5 senedir ana kemeri elinde tutan Roman Reigns’e karşı kemer maçına
çıkıyor. Olaya her ne kadar biraz sığca yaklaşıyor gibi görünsem de en altta,
maç değerlendirmesinde pek de öyle olmayacağını söyleyebilirim.
Six-Man Tag Team Match
The O.C (AJ Styles & Luke Gallows & Karl
Anderson) vs The Judgment Day (Finn Balor & Damian Priest & Dominik Mysterio)
w/Rhea Ripley
Wresltemania döneminden bu yana
Edge ekseninde hikayelere devam eden Judgment Day, Extreme Rules sonrasında
Edge dışı bir feud ile karşımıza çıkıyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz PPV olan
Extreme Rules’te, grubun eski lideri ve kurucusu Edge ile yeni lider Finn
Balor, “I Quit” maçında karşı karşıya gelmişlerdi. Aslında feudun son maçı
olması beklenebilecek türden bir maçtı. Zira I Quit’in anlamı bildiğiniz üzere,
birebir olarak “Pes Ediyorum” anlamına geliyor. Bu sebepten dolayı da iki taraftan
biri pes edecek ve bu sayede feud bitmiş olacaktı. Ancak maç içerisi pek de
öyle geçmedi diyebiliriz. Maç doğal olarak No DQ şeklinde olduğu için Judgment
Day’in tüm üyeleri maça dahil oldular. Rey elbette ki Dominik’in heel turn
yapması sebebiyle bu feudun bir parçası olarak Edge’e yardıma geldi ancak sayı
dezavantajı sebebiyle yeterli olmadı. Velhasıl en son Edge tüm olanaksızlığa
rağmen maçı kazanabilecek noktaya gelirken, Ripley bir kez daha kadınlığını
kullanarak Edge’in kendisine vuramayacağını bilerek kendisini ortaya attı.
Bunun üzerine Edge’in eşi Beth Phoenix yardıma geldi ancak işler bir kez daha
Judgment Day’in lehine dönüştü. Tüm bu kaostan yine sayı avantajıyla üstün
gelen Judgment Day, Beth Phoenix üzerinden oynayarak Edge’i çok zor duruma
düşürdü. Balor; Edge’i pes ettirmek için her şeyi denerken en sonunda pes
etmemesi halinde yüz üstü yatan Phoenix’in kafasına sandalye yerleştirip başka
bir sandalyeyle ona vurmayı tehdit ettiler. Çaresiz kalan Edge eşini kurtarmak
adına pes ettiğini mikrofona söylemiş ancak Ripley durmayarak Beth’in kafasına
sandalyeyle vurmuştu. Bu film gibi senaryo, kağıt üzerinde sona ermiş gibi
gözükürken Edge bir kez daha intikam için gelir mi diye de düşünmüyor değilim.
Extreme Rules öncesinde bu Edge
ekseninde feud devam ederken, Balor birlikte mazileri olan Styles’ı da Judgment
Day’e katılması için ikna çalışmalarına başlamıştı. Hatta bir an Styles, Rey
ile takım olup Judgment Day’in karşısına çıkarken Rey ile maç sonrasında bir
tartışma yaşamıştı. WM döneminden bu yana Judgment Day senaryosu içerisinde o
kadar çok turn gördük ki bir an acaba Styles da heel turn yapar mı diye
aklımızdan geçti. Hatta belki Extreme Rules içerisindeki maça dahil olup
iyilerin mi yoksa kötülerin mi tarafında yer alacağına karar verebilir diye de
düşünceler vardı. Styles o maç için tarafsız olmayı seçerken, 10 Ekim tarihli
Raw’da Balor bir kez daha Styles’ı ikna etme çabaları içerisine girmişti.
Styles başta bunu kabul etmiş gibi gözükmüş ve hatta “elbette ki kardeşlerimin
yanında yer alacağım” diyip Balor’a sarılmıştı. Bu esnada tekrar mikrofonu
ağzına götürüp, “ama bahsettiklerim sizler değilsiniz” diyerek entrance
noktasına pası atmış ve birden Gallows ve Anderson’ın return’üne şahit
olmuştuk.
Gallows, Anderson, Styles ve
Balor’ın geçmişini bilmeyenler vardır diye düşünüyorum. Bu dörtlünün Japonya’ya
kadar uzanan bir geçmişi bulunmakta. Bu sebeple biraz Bullet Club’tan söz etmek
gerekebilir. Bullet Club; Japonya’da bulunan bir güreş federasyonu olan New
Japan Pro Wrestling (NJPW) içerisinde bir stable. 2013 yılından bu yana da NJPW
içerisinde çeşitli isimlerin liderlikleri altında faaliyetlerine devam etmekte.
Tabi bu bizlerin alıştığı Amerikan güreş endüstrisi bünyesi için çok alışık
olmadığımız bir durum ancak nWo’nun bile çıkış fikrinin Japonya’dan alındığını
atlamamak gerek.
2013 yılının Mayıs ayında Prince
Devitt yani Finn Balor, o dönemki takım arkadaşı Taguchi’ye ihanet ederek Karl
Anderson ve birkaç Japon olmayan güreşçiyi de yanına alarak bir stable kurdu. Yılın
sonlarına doğru gruba Young Bucks ve Doc Gallows (Luke Gallows) da eklendi. Böylelikle
Anderson ve Gallows, Balor’ın önderliğinde 2013-2014 yıllarında Bullet Club
içerisinde Japonya’da güreştiler. 2014’te stable’ın liderliğin AJ Styles aldı
ve 2016’daki WWE debut’una kadar buradaki liderliğini devam ettirdi. Styles 2
senenin ardından ayrılıp liderliği Kenny Omega’ya bırakırken, 2016 Royal
Rumble’da WWE debutunu gerçekleştirdi. Hemen birkaç ay sonra Nisan ayında
Gallows ve Anderson da bir takım olarak WWE debutlarını gerçekleştirdiler (Takım
debut’u diyorum çünkü Gallows zaten WWE içerisinde yıllar öncesinde de
bulunuyordu.). Çok süre geçmeden bu üçlü Bullet Club’a referans ederek Club
ismi altında birleştiler ve bir süre birlikte senaryolarda yer aldılar.
Balor’ın ise o dönem sakat olduğunu hatırlatmakta yarar var.
2018 yılında Styles; Gallows ve
Anderson ile yolları ayırsa da 2019 yılında bir Reunion gerçekleşti. Bu sefer
Club ismi bir kenara bırakıldı ve O.C ismini kullanmayı tercih ettiler. Gallows
ve Anderson ikilisi bu dönemde takım kemerlerini kazandılar ve Styles da U.S
kemerini kaptı. Ancak pandeminin 2020 yılına olan etkisiyle beraber Gallows ve
Anderson’ın şirket ile ilişiği kesildi. 2 sene sonrasındaysa Triple H döneminde
bu feud neticesinde geri dönüşlerini gerçekleştirdiler.
Oldukça uzun mazileri olan bu
dört ismin hep birlikte feudlarda yer almaları oldukça güçlü referans
noktalarını oluşturuyor. Ben Judgment Day’in Extreme Rules sonrasında bir kez
daha gelip gelebileceğini düşünmüyorum. Gallows ve Anderson da return yapmışken
maçı face takım kazanacaktır.
Tahmin: The O.C (AJ Styles
& Luke Gallows & Karl Anderson)
Singles Match
Brock Lesnar vs Bobby Lashley
Summerslam’de gerçekleşen Last
Man Standing maçında Roman’dan kemeri alamayan Brock Lesnar’ın WWE’ye ve güreşe
uzun bir süre ara vereceğini düşünüyorduk. Zira Roman ile yaptığı “tarihin en
büyük maçları” adıyla reklamlanan maçlardan üst üste yenilgilerle ayrılınca, en
azından bir süre ekranlardan uzak kalmasının uygun olacağını düşünüyorduk.
Ancak Lesnar, 2, 2.5 aylık bir ortalama aranın ardından bu sefer yarım kalan
bir feudu devam ettirebilmek adına Lashley’in karşısına çıkmak için geri döndü.
Yazının başında da belirttiğim gibi artık Suudi Arabistan PPV’leri de büyük
isimlerin ve büyük maçların olması gerektiği bir olgu. Bu sebeple Lesnar’ın
dönüşünü de bu anlamda değerlendirmenin uygun olduğunu düşünüyorum.
Her iki isim de 2000’li
yıllarda WWE bünyesindeki ilk dönemlerinde önemli etkilerde bulunmuşlardı. Tabi
Lesnar’ın WWE’de yaptıkları elbette ki Lashley ile kıyaslanamayacak derecede
büyük ancak her iki ismin WWE sonrasında MMA yetenekleriyle de ne kadar da
ciddi ve dominant isimler olduklarını görebiliyoruz. Ayrıca Lashley’in yine ilk
WWE dönemi sonrasında özellikle TNA’de yaptıkları da yine Lesnar seviyesine
yakın şeylerdi.
Lesnar 2012 yılında yaptığı
return’ün ardından tarihte çok az kıyaslanabilecek kişiler listesine girdi. Lashley
ise 2018 yılında return gerçekleştirdikten sonra Lesnar’a yakın olan
dominantlık seviyesini sürdürdü. Elbette ki Lesnar çıtayı arşa yükselttikçe
Lashley ise biraz daha gölgesinde mücadele etti. Ama her ne olursa olsun bu
ikilinin feudları ve olası maçları bir nevi Titan vs Titan klasmanında
değerlendirilebilecek türdendi.
Bu feudun çıkış noktasına
bakarsak Şubat 2021 tarihine kadar dönmemiz gerekiyor. Elimination Chamber
2021’de Drew McIntyre WWE kemerini Elimination Chamber maçında koruduktan sonra
Lashley kendisine saldırmıştı. Bunu fırsat bilen o zamanın Mr.Money in the
Bank’i Miz; cash in yaparak Drew’dan WWE kemerini almayı başarmıştı. 1 Mart
2021 tarihli Raw’da Lashley, Miz’i yenerek de kemeri kendisinden almış ve 196
gün sürecek olan title reign’ini başlatmıştı. Bu 196 gün içerisinde kemerini
Miz, Drew McIntyre, Braun Strowman, Kofi, Goldberg ve Randy Orton gibi isimlere
karşı korumayı başarmıştı. Ancak 13 Eylül tarihli Raw’da kemerini Randy Orton’a
karşı korumayı başardıktan sonra Big E kendisine cash in yapmış ve WWE
kemerinin yeni sahibi olmuştu. Ardından kemerini geri almaya çalışmış ancak
başaramamıştı.
1 Ocak 2022’de planlanan Day 1
PPV’inde ise WWE kemeri şampiyonu Big E’nin kemerini Seth Rollins, Kevin Owens
ve Lashley’e karşı koruması planlanmıştı. Aynı gece Universal kemeri için
yapılması planlanan Roman Reigns vs Brock Lesnar maçıysa Roman’ın Covid-19
protokollerine girmesi sebebiyle iptal edilmiş ve bu sebeple Lesnar, WWE kemeri
için yapılması planlanan fatal 4-way maçına eklenmişti. Maça sonradan eklenen
Lesnar, şampiyon Big E’yi pinleyerek WWE kemerinin yeni sahibi olmuştu.
Ocak ayının sonunda Royal
Rumble’da ise bu iki isim nihayet WWE tarihinde ilk kez karşı karşıya
gelmişlerdi. Ortada WWE kemerinin de olduğu bu maçı Roman Reigns ve Paul
Heyman’ın da etkisiyle Lashley kazanmış ve kemeri Lesnar’dan almayı başarmıştı.
Ancak aynı gece Royal Rumble maçına dahil olan Lesnar, Royal Rumble maçını
kazanarak Wrestlemania’da ana kemer maçına çıkma hakkı elde etmişti. Bu şovdan
bir ay sonra 19 Şubat 2022 Elimination Chamber’da ise Lesnar, Lashley’in
kemerini koruyacağı Elimination Chamber maçına dahil olmuş ve kemeri yeniden
kazanmıştı. Maç içerisinde Seth Rollins’in Theory’e çektiği Buckle Bomb,
Lashley’in içinde durduğu fanusa doğru yapılınca fanus kırılmış ve Lashley’in
üzerine gelmişti. Bunun üzerine de Lashley herhangi bir şekilde aksiyona
girmeden kemerini kaybetmişti. Tabi burada WM için planlanan Roman vs Lesnar
maçının önemini iyice arttırmak için kemerin bir şekilde Lashley’e de zararı
olmadan Lesnar’a geçirilmesi planlanmıştı. Bu olaydan yaklaşık 1 ay kadar sonra
Lashley return yapmış ancak hiçbir şekilde aksiyona girmeden kaybettiği ana
kemeri için aksiyona girmemişti. Roman vs Lesnar feudunda ve Road to WM
senaryosunda kafamda oturtamadığım tek detay da buydu doğrusu. Zira Lashley WM
dönemini sakat geçirmemiş, return yaparak Omos ile maça çıkmıştı ve hatta onu
yenmeyi başarmıştı. Lesnar ise beklendiği gibi Roman’a kaybederek kemerlerin
Roman’da birleşmesine sebep olmuştu. Belki ileride Lashley bu olayları da
hatırlayarak Roman’ın elinde tuttuğu iki ana kemer için de hak iddia edebilir
diye düşünüyorum. Zaten Roman’ın maç yapmadığı tek tük main eventer’lardan bir
tanesi de Lashley. Tüm bu olanları hatırlatarak Royal Rumble döneminde
Roman’dan bir maç isteyebilir diye düşünüyorum.
WM sonrasında Lesnar Summerslam
dönemine kadar WWE’de gözükmezken Lashley ise yaz aylarını Theory’den aldığı United
States kemeriyle geçirdi. Summerslam’de Lashley kemerini Theory’e karşı rövanş
maçında korurken Lesnar ise bir kez daha Roman’ın karşısına çıktı ancak
mükemmel geçen maçın sonucunda yine Uso’ların etkisiyle Roman kendisini yenmeyi
başardı. Lesnar bir kez daha ekranlara ara verirken Lashley ise bir süreliğine
Ciampa ve Miz gibi isimelerle feud’a girerek kemerini korudu. Clash at the
Castle sonrası Raw’da Seth Rollins ile ortada kemerin olduğu bir maça çıktı ve
Riddle’ın Seth Rollins’e olan müdahalesiyle tittle reign’ini sürdürdü.
10 Ekim tarihli Raw’da Seth
Rollins’in bir kez daha Lashley ile kemer maçına çıkacağı açıklandı. Maç
öncesinde Lashley, WWE içerisinde yendiği isimleri sayarken Lesnar’dan da
bahsetti. Bunun üzerine Lesnar oldukça sürpriz bir return yaparak ringe geldi
ve Lashley’i sakatlayarak kemerin Rollins’e geçmesine vesile oldu. Böylece bu
iki büyük ismin de maçı Crown Jewel için duyurulmuş oldu. Daha öncesinde de
belirttiğim üzere bu isim bizlere aktarılan güçleri bakımından birbirlerine yakın
isimler. Daha öncesinde WWE’de sadece bir kez maça çıktılar ve onda da Lashley
temiz olmadan Lesnar’ı yenmeyi başardı. Zaten bu feud süreci boyunca da oldukça
güç gösterisi şeklinde geçen kaotik süreçler de bizlere yaşattılar.
Ben keşke bu feudun çok daha
dengeli bir şekilde işlenseydi diye düşünmüyor değilim. Baktığınız zaman
Lesnar, WM ve Summerslam olmak üzere Roman Reigns’e üst üste iki kez kaybetti.
Hatta Crown Jewel 2021’i de sayarsak üst üste üç kere Roman’a maç kaybetti. Bu
süre zarfında kemerini kaybetti ve iki kemerin Roman’a geçmesini sağlayarak
onun büyüklüğüne büyüklük kattı. Yani Lesnar’ın kesinlikle bir galibiyete
ihtiyacı var diye düşünüyorum. Burada da Lesnar’ı kaybettirirseniz bir kez daha
kaybetmiş olacak. Bu başka birisi için sorun olmayabilir ancak Lesnar
klasmanında birisinin bu kadar üst üste maç kaybettirilmemesi gereklidir. Çünkü
buradaki dengeyi çok iyi tutturmak gerekiyor. Normalde Lashley elbette ki
Lesnar’ı yenebilecek bir isim. Zaten Lesnar’ı yenme ihtimali olan birisini Lesnar’ın
yenmesi, onun karizmayı da kurtarabilmesi için oldukça ideal gözüküyor. Ben bu
sebeple Lesnar’ın maçı kazanacağını düşünüyorum. Bu feud uzar mı bilemiyorum
ama biraz da yukarıda bahsettiğim gibi Lashley’in ben Roman’ın karşısına yeni
yıldaki ilk rakibi olarak çıkacağını düşünüyorum. Yeni yıla kadar da girdiği
feudlardan galibiyetle ayrılacaktır. Lesnar’ın ise bundan sonraki yolunu merak
etmekteyim.
Tahmin: Brock Lesnar
Steel Cage Match
Drew McIntyre vs Karrion Kross w/Scarlett
Yaz aylarından bu yana devam
eden bu iki ismin feudunun ilk maçı geçtiğimiz ay Extreme Rules’da yapılmıştı.
Strap Match olarak planlanan mücadeleyi Scarlett’ın da yardımıyla Karrion Kross
kazanmayı başarmıştı. Maç başlamadan önce iki isim de birbirlerine girmişler ve
maç içi aksiyon oldukça geç başlamıştı. Maçı da genel olarak Drew üstün
götürmüş ancak Scarlett’ın maça dahil olup Drew’un yüzüne biber gazı sıkmasıyla
avantajı elde eden Kross, maçı kazanmayı başarmıştı. Ortalama bir maçtı ve
özellikle NXT takip etmeyip Kross’a çok hype’lanamayan seyircilerin de maçın
içerisine çok giremediğini düşünmekteyim.
Kross’un WWE’ye gelişinden
itibaren izlenen senaryo zaten bizlere Extreme Rules’ta maçın Kross tarafından
kazanılacağını gösteriyordu. Öte yandan Drew ise bu maçın ardından Kross’un
peşini bırakmadı ve kendisiyle olan feudunu devam ettirircesine ona arka alanda
saldırdı. Zaten böylesine bir maç sonunun ardından feudun devam etmesi kadar da
normal bir şey bulunmuyor. Üstüne üstlük bu sefer de maç Steel Cage olarak
duyurulmuş durumda. Bu belki bir nebze Scarlett’ın etkisini azaltabilir. Bununla
beraber Drew’un Clash at the Castle’daki mağlubiyetinin ardından Extreme
Rules’ta da mağlup geldiğini görüyoruz. Bence bu feudun son bir maça
taşınabilmesi için bu maçı Drew McIntyre’ın kazanması gerekiyor. Face bir ismin
Suudi Arabistan’da galip gelmesini de oldukça makul görüyorum. O sebeple
tahminimi Drew’dan yana yapacağım.
Tahmin: Drew McIntyre
Singles Match
Braun Strowman vs Omos w/MVP
Dev güreşçilerin kapışmalarını
seven arkadaşlarımız için altın bir fırsatla karşı karşıyayız. Great Khali, Big
Show, Kane, Big Daddy V ve daha aklıma gelmeyen nice uzun boylu, dev ve
dominant isimleri WWE bünyesinde yıllarca izledik. Bu isimlerin aralarındaki
maçlar görsel açıdan her zaman da ilgi çekici gelmiştir. Kağıt üzerinde en
azından sonucu merakla beklenen ve de gerçek bir güç gösterisine dönmesi
beklenen maçlardır. Ring içi olarak ne kadar kısıtlı olsa da veya ne kadar
sıkıcı anlar izletebilseler de yine de bunlar da güreşin içerisinde var.
Profesyonel güreş öyle bir şey ki ring içerisinde bizlere fazlasıyla esneklik
ve çeşitlilik sağlayabiliyor.
Bu tarz maçların 2022
versiyonunda WWE’ye geri dönen Braun Strowman ile Strowman’dan bile uzun ve iri
olan Omos karşı karşıya geliyorlar. Haziran 2021’de WWE’den ayrılan Strowman,
bu yılın Eylül ayında geri dönüş gerçekleştirdi. Her ne kadar geri dönüş
yaptığı süre boyunca çok ciddi bir feudun içerisinde yer almayıp daha çok tag
team bazında Alpha Academy ile uğraşan Strowman, halen bir main eventer bir
isim. WWE’nin 2010’lu yılların ortalarından itibaren Shield üçlüsü, Bray Wyatt,
K.O ve Strowman gibi isimleri eski dönemin main eventer’ları ile harmanlayarak
ilerleme stratejisi sergilediğini görmüştük. Bu kapsamda Strowman, WWE içerisinde
gerçekten önemli işler başardı. Bu sebeple geri dönüş gerçekleştirmesi, kısıtlı
olan main eventer klasmanında artı bir unsur oldu.
Omos ise Strowman’ın yokluğunda
WWE içerisindeki dev isim boşluğunu doldurmaya çalıştı. Fakat Omos’un birçok
dev güreşçide olan kronik problemlere sahip olduğunu görüyoruz. Bir kere ring
içi fazlasıyla kısıtlı. İkincisi oldukça yavaş. Üçüncüsüyse mikrofon yeteneği
çok kötü. Bu sebeple yanında MVP gibi bir menejere ihtiyaç duyuyor. Gerçi
MVP’nin Lashley’in tarafından Omos’un tarafına geçmesi çok da bir şeye etki
etmemiş gibi gözüküyor. Zira Omos, Wrestlemania dönemi ve sonrasında Baclash’te
Lashley ile olan feudunu ve maçlarını kaybetti. Bu kayıplardan sonra da bir
süredir ciddi bir feud içerisinde görev almıyor. Ancak tabi ki Suudi Arabistan
şovu olduğu için ve de hazır Strowman da geri dönüş yapmışken bu iki dev ismi
aynı ringin içerisine sokmak da mantıklı bir hareketti. Zaten feudun çıkış
noktası da “Monster of all Monster”ın kim olduğunu belirlemek. Bu noktada
Strowman’ın Omos’a ve hatta tarihteki diğer birçok dev isme göre avantajlı ve
kendine has bazı özellikleri var. Strowman, boyuna göre gerçekten hızlı bir ve
çabuk bir isim. Bu da onun ring içi yapabileceklerini çeşitlendirebiliyor. Öte
yandan mikrofon yeteneği süper olmasa da karizması sayesinde hem heel hem face
rolleri iyi oynayabiliyor. Bu sebeple de zaten geçici bir main eventer olarak
görülmemesi gereken bir isim. Tabi Roman’ın title reign’in ilk döneminde
Strowman ile olaylara girmesi belki kısa vadede ana kemer mücadelesine veya
main event maçlarına girmesine bir engel olabilir ancak orta vadede mutlaka
Strowman bu tarz mücadelelerin içerisinde yer alacaktır. Tüm bu sebeplerden
ötürü ben maçı Strowman’ın kazanacağını düşünüyorum. Bir ring çökmesi olayı da
görebiliriz gibi geliyor.
Tahmin: Braun Strowman
Tag Team Match for the
Undisputed WWE Tag Team Championship
The Usos (Jey Uso & Jimmy Uso)(c) w/Solo Sikoa
& Sami Zayn vs The Brawling Brutes (Ridge Holland & Butch)
En son kemerlerini bir PPV’de
Ağustos ayında Summerslam’de koruyan Uso’lar Clash at the Castle’ı ve Extreme
Rules’u boş geçmişlerdi. Bu süre zarfı içerisinde Sami Zayn’in ve en küçük kardeşleri
Solo Sikoa’nın da Bloodline’a katılmasıyla iyice güçlenmişlerdi. Gerçi Sami ile
Jey’in arasının en başından beri Roman’a rağmen iyi olmadığı ortada. Zaten
olayın bir yerde patlayacağı belli oluyor. Özellikle Sami’nin onursal üye
olması Jey’in sinirini en çok bozan şeylerden biri. Ancak bu patlamadan önce
Sami’nin Bloodline hikayesine getirdiği muziplik ve komiklik unsuru çok ciddi
derecede izlenebilirliği ve işin eğlence boyutunu arttırıyor. Bu seyirci
reaksiyonlarına da yansıyan bir durum. Özellikle 28 Ekim Smackdown’da aslında
oldukça ciddi geçmesi gereken bir segment, inanılmaz boyutlara ulaştı. The
Brawling Brutes; Sikoa ve Sami ikilisini Bloodline içerisinde yaşanan iç
karmaşadan yararlanarak yenmeyi başarmıştı. Bunun üzerine Jey, Sami’ye iyice
sinirlenmişti. Sami de Tribal Chief’in de barış istediğinden bahsedince, Jey;
Tribal Cheif’in dedikleri umurumda bile değil demişti. Ortalık tam gerilecekken
Sami araya girmiş ve Jey’in bu aralar kendisini “Ucey” hissetmediğini söylemişti.
Bunun üzerine Jey gülme krizine girerek oynaması gerektiği karakteri fazlasıyla
bozmak durumunda kaldı. Bir yandan ciddi durmaya çalışırken bir yandan da
gülmesini tutamadı. Tabi Roman ve Sami olayı toparlamaya çalışıp segment’i daha
da komik hale getirmeyi başardılar. Zaten seyirciler de Sami’nin etkisiyle tüm
bu olanlara çok güzel tepkiler verdi. Bunun sonucunda da Sami bir onursal
üyeden çok bir Uso olmaya çok yaklaştı. Jey zaten ondan önceki hafta Logan’ın
Smackdown’a gelmesi üzerine yine Roman’ın sözünü yıkarak Logan’a saldırmıştı. Roman’ın
ilk title reign döneminde Jey ile olan feudunu zaten hatırlamaktayız. Jey’in
bir kez daha Roman’ın liderliğine karşı gelip gelmeyeceğini ve bu Bloodline
olaylarının nereye bağlanacağını oldukça merak etmekteyim.
Brawling Brutes ise bir süredir
Sheamus’un Gunther ve Imperium ile girdiği feud’un bir parçası olarak karşımıza
çıkmaktaydı. Gunther’in Sheamus’u yenerek Intercontinental kemerini koruduğu
Clash at the Castle’ın ardından geçtiğimiz ay Extreme Rules’ta bu iki takım
mükemmel bir Good Old Fashioned Donnybrook maçı izletmişlerdi bizlere. Bu maçı
kazanan Brawling Brutes aslında feudun devamı açısından önemli bir galibiyet
almıştı. Doğrusu ben hem takım bazında hem de Sheamus ve Gunther arasında
oldukça sert geçen bu feudun bir sonraki PPV’ye de sarkmasını bekliyordum. Zaten
23 Eylül Smackdown’da Holland ve Butch ikilisi Uso’lara karşı kemer maçına
çıkmış ancak Imperium’un ring kenarında yer alan Sheamus’a saldırmasının da
etkisiyle Uso’lar kemerlerini korumayı başarmışlardı. Zaten sonrasında Rey’in
IC kemeri için #1 contender olmasıyla Imperium vs Brawling Brutes feudu rafa
kalkmış ve senaryo Bloodline’a doğru kaymıştı.
21 Ekim Smackdown’da Sikoa’nın Sami’nin
yardımıyla Sheamus’u yendiği maçın ardından Sami, Sikoa, Jimmy ve Jey;
Sheamus’a 4’e 1 saldırarak onu sakatlamışlardı. Ertesi hafta da biraz üstte
bahsettiğim olaylar yaşanmış ve Butch galibiyeti kaptıktan sonra da her iki
takımın rövanş maçı Crown Jewel için duyurulmuştu. Tahmini çok zor bir maç gibi
gözükmeyen bu maç için Uso’ların kemerlerini koruyacaklarını düşünmenin zor
olmaması gerek diye düşünüyorum. Bu maçtan ziyade Sami ve Jey çerçevesinde
gelişen olayların bir iç kargaşaya dönüşmesi muhtemel. Gerçi Sami Suudi
Arabistan’da güreşmeyi reddetmesinden dolayı hiçbir Suudi Arabistan şovunda yer
almadı. Bu şovda da bulunmayacağını düşünürsek en azından işin o tarafında pek
de bir gelişme görmeyebiliriz.
Tahmin: The Usos (Jey Uso
& Jimmy Uso)
Bray Wyatt brings
mystical energy to WWE Crown Jewel
Uzun süren QR code’ların, White
Rabbit şarkısının yankılarının ve de gizemli mesajların sonunda Bray Wyatt
şanına yaraşır bir şekilde Extreme Rules’ta return’ünü gerçekleştirdi. Bu geri
dönüşle alakalı olarak fikirlerimi Crown Jewel PPV’inde belirtmek uygunmuş.
Anladığımız kadarıyla geri dönüşünden bu yana yine mesajlar ve yine QR Code’lar
içerisinde kaldığımız bu ortamda Bray Wyatt, yine “mistik bir enerji” getiriyor
olacak.
Husky Harris zamanlarından Bray
Wyatt’a evirilme süreciyle bir güreşçinin nasıl doğru bir planlamayla
kariyerini toparlayabileceğine şahit olmuştuk hepimiz. Gerçek şu ki Bray Wyatt,
rol yapma yeteneği üst düzey olan ve mikrofon konusunda oldukça yetenekli olan
bir isim. Tüm bunların yanında ring içi olarak da fiziğinin yettiği unsurda
oldukça iyi işler yapıyor. Böyle bir yeteneğin 2021 yılında release edilmesi
hakikaten facia bir karardı. Neyse ki Triple H son derece doğru bir hamle
yaparak önemli bir main eventer’ı WWE’ye geri döndürdü. Main eventer diyorum
çünkü 2015 yılından itibaren Bray Wyatt karakteri birçok farklı döngüde ilmik
ilmik işlenerek bir main eventer statüsüne yerleştirildi. Undertaker sonrasında
mistik karakter tekelini elinde bulundurabilecek yegane isim boyutunda şu anda.
Zaten artık mistik olayların çok fazla olmadığı bir ortam içerisinde bulunsak
da sonuçta bu tarz olaylar da bu işin bir parçası. Tüm bunlarla özdeşleşen ve
Post-Undertaker sürecini götürebilecek tek ismin de kaybedilmesi gerçekten çok
kötü bir işti. Ancak bu kötü işten dönüş de gerçekten Wyatt’ın ve Fiend’in tüm karakterini
yansıtan mükemmel bir dönüştü. QR Code’ların kullanımı ve içerdiği mesajlarla
onları çözümlemek isteyen kişiler için olağanüstü bir keyif yaşattılar.
Öylesine güzel işlendi ki; Bir PPV’in son anları yani bir PPV’yi kapatan isim
tüm bu gizemli mesajların arkasındaki isim olan Bray Wyatt’tı.
Geri dönüş yaptığından bu yana
herhangi bir aksiyon içerisinde görmedik kendisini. Zaten tek bir ana kemerin
olduğu ve bu ana kemer içerisinde bambaşka bir senaryonun olduğu bir ortamda
direkt bir aksiyona sokmak kendisini oldukça haksızlık olurdu. Zaten Roman’dan
bir önceki Universal şampiyonu olan bir isim olarak Roman ile bir feudu
bulunmaktaydı. Bunun dışında bu kadar iyi işlenen gizemli olay örüntüsünün
ardından bunun yine aynı güzellikte devam etmesi de beni çok sevindirmekte.
Şunu gördük ki Fiend karakteri artık anladığımız kadarıyla yok. Ya da şimdilik
yok belki bir Return gerçekleştirecek. Bununla beraber tüm bu WWE serüveninde
birilerinin hizmetkarı olan bir Bray Wyatt izlenimini almaktayız. Şu ana kadar
aslında gerek Wyatt Family gerekse de Fiend dönemlerinden bağımsız olarak
normal bir insan olan Bray Wyatt’ı izlemekteyiz. Ancak arkasında kendisini
yönlendiren veya kendisini manipüle edip kötü yollara sürükleyen bir isim var
gibi. Bu Bray Wyatt’ın kendisi olabilir. Yani Wyatt akıl hastası bir karakter
olabilir ki QR Code’ların birinde böyle de bir mesaj bulunmaktaydı. Ya da bu
isim Uncle Howdy adında ilk defa gördüğümüz ve duyduğumuz bir karakter de
olabilir. 28 Ekim Smackdown’da maskeli bir şekilde Wyatt’ın promosunu keserken
kendisini görmüştük. Ve burada Wyatt’ın meşhur “Dünyayı ben öldürmedim” sözüne
karşılık “Dünyayı sen öldürdün” dediğini duymaktaydık. Bu kişinin Wyatt’ın
kendisi olabileceği gibi gerçek hayatta kardeşi olan Bo Dallas olabileceği de
konuşuluyor. Zira Uncle Howdy’nin kulağındaki küpeyle Bo Dallas’ın taktığı
küpeler birebir aynı.
Hakikaten muazzam şekilde işleniyor her şey. Her
şovda farklı detaylar ve farklı ipuçları yakalamamıza imkan veriyorlar. Bunun
sonucunda Wyatt’ın aksiyona gireceği anı da sabırsızlıkla beklemeye devam
ediyoruz. Burada da yine bir ipuçları göreceğiz gibi gözüküyor. Zira esas
olayın patlama anı büyük ihtimalle Survivor Series içerisinde olacak. Zaten
buna dair yine QR Code’larda bir mesaj bulunmaktaydı. Survivor Series’teyse
nasıl bir şeyler olabileceği konusunda oldukça heyecanlıyım. Wyatt; bu Uncle
Howdy’le nasıl bir ilişki içerisinde? Onunla feuda mı girecek yoksa takım mı olacak?
Takım olursa başkaları da katılım sağlayacak mı? Belki Erick Rowan’ın da geri
dönüşünü görür müyüz? (Bu arada Luke Harper da huzur içinde uyusun.) Alexa
Bliss’in herhangi bir rolü olacak mı? Ya da rolü son dönemde bir villain’ı
oynayan Liv Morgan mı üstlenecek?
Akla gelebilecek çok fazla soru
var. Bakalım Crown Jewel bizlere bu sorularla alakalı olarak ne gibi şeyler
sunacak.
Tag Team Match for the
WWE Women’s Tag Team Championship
Alexa Bliss & Asuka (c) vs Damage CTRL (Dakota Kai
& Iyo Sky)
Bayley’in Summerslam’deki
return’uyle birlikte ana kadro içerisinde görmeye başladığımız Dakota Kai ve
Iyo Sky ikilisi, Bayley önderliğinde Damage CTRL adı atlında güreşmeye devam
ediyorlar. Dakota ve Sky ikilisi bu feud içerisinde Bianca’nın yanında duran
face ikili Alexa ve Asuka ile daha çok feuda girmişlerdi. Clash at the
Castle’da Bayley’in de takımda olduğu üçlü maçta Asuka & Bliss & Bianca
üçlüsünü yenmişlerdi. Ardından Dakota ve Sky boşta olan takım kemerlerini
gerçekleştirilen turnuvada kazanmayı başarmışlardı. Velhasıl Crown Jewel öncesi
son Raw’da ani gelişen maç sonucu Asuka ve Bliss gibi takım kemerlerini
onlardan almayı başarmışlardı.
Bir sonraki maçın da bu maçla
ilintili bir feud olduğunu düşünürsek orada çok daha detaylı bir şekilde Damage
CTRL ekseninde feudun gidişatına değindim. Burada da aslında çok kısa bir
değinirsem, Bayley’in kemeri bir türlü Bianca’dan alamadığını söylemek
gerekiyor. Aslında geçtiğimiz PPV olan Extreme Rules öncesinde Damage CTRL hem
bir PPV galibiyetine hem de boşta olan takım kemerlerine sahipti. Ben de bunun
etkisiyle Bayley’in de kadınlar kemerini Bianca’dan alıp Damage CTRL’un
Bloodline benzeri bir olay içerisine bürünmesini bekliyordum. Zira tüm
göstergeler buna işaret ediyordu. Fakat önce Bayley; Extreme Rules’ta Dakota ve
Sky’ın yardımlarına rağmen Bianca’yı yenmeyi başaramadı. Sonrasında da en son
Raw’da takım kemerleri Alexa ve Asuka ikilisine geçti. O sebeple artık
Bloodline benzeri bir dominasyon olmayacağını da bir nevi kabullenmiş oldum.
Burada da bence Dakota ve Sky ikilisi Bayley uğruna feda edilecekler. Aynı
gecede Bayley’in kadınlar şampiyonu olmasını ancak takım kemerlerini çok yeni
kazanan Alexa ve Asuka ikilisinin ise bu maçı kazanarak kemerlerini
koruyacaklarını düşünüyorum.
Tahmin:
Last Woman Standing Match
for the WWE Raw Women’s Championship
Bianca Belair (c) vs Bayley
Ağustos ayındaki Summerslam’den
bu yana devam eden Bianca vs Bayley feudu, Suudi Arabistan’a da taşınıyor. Hatırlarsanız
Summerslam’de gerçekleşen Bianca vs Becky maçının ardından 9 aylık bir aradan
sonra Bayley geri dönüş yapmış ve Dakota Kai ve Iyo Sky’ı da alarak Bianca’nın
karşısına çıkmıştı. O günden bu yana Damage CTRL ismini alan stable ile Bianca
feud içerisinde devam etmekteler. Bu süre zarfı içerisinde Eylül ayında Clash
at the Castle’da Damage CTRL; Bianca, Alexa ve Asuka’dan oluşan takımı yenmeyi
başarmıştı. Hatta maçı bitiren Bayley’in Bianca üzerindeki tuşu olmuştu. Daha
sonrasında Damage CTRL boşta olan kadınlar takım kemerlerini kazanmayı
başarmışlar ve Bayley’de kadınlar kemeri için #1 contender olmuştu. Ekim ayında
Extreme Rules’ta gerçekleşen ladder maçındaysa Belair mükemmel bir performans
sergileyerek kemerini korumayı başarmıştı. Adeta tek başına tüm Damage CTRL’ı defetmeyi
başarmıştı.
24 Ekim tarihli Raw’da Bayley,
ortada kemerin olmadığı maçta Bianca’yı yenmeyi başararak kemer için bir şans
daha elde etti. Nikki A.S.H’in veya geri döndüğü adı olan Nikki Cross’un maça
karışmasının da bir etkisi vardı elbette. Maç içerisinde Bianca’ya saldıran
Cross, maçı Bayley’e kazandırdıktan sonra da Bayley’e saldırmıştı. Dolayısıyla
maçın Last Woman Standing olduğunu düşünürsek de Dakota Kai’nin ve Iyo Sky’ın
yanında Cross’un da maça bir etkisi olabilir. Belki de bu sefer Bianca’nın
yardımına koşarak Bayley’in kaybetmesine sebebiyet verecek şeyler yapabilir
zira Damage CTRL her ne kadar Extreme Rules’ta Bianca’ya karşı sayı avantajını
kullanamasa da yine burada çok ciddi bir avantaja sahipler. Ben zaten normal
şartlarda Ekim ayında kemerin Bayley’e geçeceğini düşünmüştüm ve hatta sonuca
şaşırmıştım. Şimdi yine Cross’un benim yapacağım tahmini patlatabilme olasılığı
var. Ben yine Bayley diyeceğim ancak Cross’un maça etkisini de merak
etmekteyim. Ek olarak Damage CTRL kemerleri son Raw’da Alexa ve Asuka ikilisine
kaybetti. Bu da kemerin Bayley’e gitmesine sebebiyet verebilir. Belki tam push
vermektense parçalı bir şekilde ilerlenmek isteniyor veya Bloodline benzeri bir
hikayeyi kadınlara da uyarlanmak istenmiyor olabilir. Tüm bunların sonucunda
ben Bayley diyorum
Tahmin: Bayley
Singles Match for the
Undisputed WWE Universal Championship
Roman Reigns (c) w/Paul Heyman vs Logan Paul
Bu maçı hangi yerden okumaya
başlamamız gerektiğini kestiremiyorum doğrusu. 2.5 senenin ardından Roman’a
doğal olarak rakip bulunamamasından mı, bir ünlünün WWE bünyesinde çıktığı en
büyük noktadan mı, bu maçın neden Suudi Arabistan’da yapıldığından mı bilemiyorum
doğrusu. Sonuç olarak Youtuber Logan Paul, bir WWE PPV’inde Roman Reigns ile
ana kemer main event maçına çıkıyor.
Olayın en azından nasıl
başladığıyla ilgili bir giriş yapabiliriz belki. Geçtiğimiz yıldan bu yana ara
ara WWE’de maçlara gözüken Logan Paul, ilk maçına WM 38’de Miz’in takım
arkadaşı olarak Mysterio’lara karşı çıkmıştı. WWE kariyerine heel olarak giriş
yapan Paul, maç sonrasında Miz’in kendisine Skull Crushing Finale çekmesiyle
Mize’e düşman olmuş ve bu sebeple bir face turn gerçekleştirmişti. Yaz
aylarında WWE ile uzun dönemli bir kontrat yaptıktan sonra da Summerslam’de
Miz’le maça çıkmış ve maçı kazanmayı başarmıştı. Böylelikle WWE kariyerine iki
galibiyet üst üste başlamıştı. Tüm bu maçlar içerisinde Logan’ın gerçekten iyi
bir performans ortaya koyduğunu söylemek yalan olmayacaktır. Sporcu geçmişinin
de etkisiyle gerçekten güreş dünyasında daha önce görmüş olduğumuz ünlü
performanslarına nazaran çok daha iyi bir performans ortaya koymuştu. Bu da
zaten Logan’ın önemli PPV’lerde zaten adının getirdiği bir reytingin yanında
iyi de bir maç içi performansıyla; pastanın üzerindeki çilek tadı vermesini
sağlıyor.
Roman ise Summerslam’de Brock
Lesnar, hemen 1 ay sonra da Clash at the Castle’da Drew McIntyre’a karşı
kemerlerini korumayı başardı. Eylül ayındaki Clash at the Castle sonrasındaysa
Extreme Rules’u boş geçmişti. Bu dönemde Roman, Logan Paul’un podcast’ine
katılmış ve burada ikili trash talk’a girişmişlerdi. 16 Eylül Smackdown’da
Logan, Summerslam sonrasında WWE ekranlarında ilk kez gözükmüş ve Roman’ı
basının önünde meydan okumaya davet etmişti. Ertesi gün Las Vegas’ta Roman ve
Logan Paul yüzleşmişler ve bunun üzerine Triple H de bu iki ismin Crown
Jewel’da kemer için main event maçına çıkacaklarını açıklamıştı.
Roman Reigns’in karşısına
çıkabilecek main event isimlerin azlığı artık aşina bir durum. 2,5 yıl boyunca
hakikaten maça çıkmadığı main eventer çok az kaldı. Bu süre zarfında baktığımız
zaman elde Randy Orton, Cody Rhodes ve Bobby Lashley’nin kaldığını görüyoruz.
Randy’nin ve Cody’nin sakatlıklarını düşünürsek elimizde bir tek Lashley
kalıyor. WWE’nin Roman’ın karşısına çıkabilecek isimleri çabucak tüketmeme
isteğini de anlayışla karşılayabiliyorum. Çünkü Roman’ın artık kemerini sürekli
korumasına gerek yok. İlk senesinde zaten her PPV’de bunu başardı ve artık
“istediği zaman, istediği yerde, istediği kişiyle” maça çıkabilme özgürlüğüne
de sahip bir hikayenin içerisinde. Bu durum Roman’ın maça çıkmadan title
reign’ini arttırmasına da sebebiyet veriyor. 2,5 yılın ardından her push alan
ismin de Roman’ın karşısına çıkıp push’unun kesilmesine ve zaten Roman’ın
kazanacağını bildiğimiz maçların izlenmesine de engel oluyor. O sebeple ben az
ama öz maçlara çıkmasından memnunum. En azından bu sayede kemeri acaba kaybeder
mi hissiyatına daha fazla girebiliyoruz.
Tabi bu feud ekseninde bu da
Roman’ın title reign’ini uzatacak maçlardan biri olarak görmek gerekiyor. Zaten
büyük ihtimalle 2022 yılı içerisinde Roman’ı son kez bir kemer koruması
yaparken izleyeceğiz. Ben Survivor Series’i boş geçeceğini düşünüyorum. Zaten
Aralık ayı için de bir PPV duyurulmamış durumda ki hatta 1 Ocak’ta yapılması
planlanan Day 1’ının da iptali konuşuluyor. Belki bu PPV’in adı Crown Jewel
olmasaydı ve Suudi Arabistan’da yapılıyor olmasaydı Roman yine maça çıkmayacaktı.
Tüm bu koşullar altında ring içi olarak iyi performans gösteren ve yeni
medyanın yüzlerinden biri olan Logan ile Suudi Arabistan’da maça çıkması
yadsınabilecek bir durum değil bence. Bu maç elbette Amerika’da yapılabilecek
türden bir maç değildi. Zaten Logan halen seyircilerden boo alıyor. Güreşin
dışında zaten sevmeyeni çok da olan bir isim. Güreş dünyasına da sahip olduğu
ünü sayesinde girmesinden ötürü bir popüler kültür ögesi olarak başka bir türlü
benimsenebilecek durumda bir isim değil. O sebeple Suudi Arabistan şovu için,
Roman’sız bir şov olmayacağı için en büyük reyting unsurlarından birini maça
çıkarmak parasal anlamda doğru bir karar olabilir. Zaten Logan’ın maçı
götürebilecek seviyede bir yeteneği olduğu da ortada. Ama maçın tahmin
edilebilirliği ve doğal olarak maç içi ve olası senaryolar açısından bizlere ne
yazık ki heyecan verici şeyler vaat etmiyor.
Maç içerisinde Blodline’ın
etkisini de muhtemelen görürüz diye tahmin ediyorum. Logan’ın kardeşi Jake de belki
bu maça dahil olabilir. Ancak Roman kazanacaktır zaten. Bloodline’ın gidişatı
da bundan sonrasında Sami Zayn senaryosu çerçevesinde ilerleyecek gibi
gözüküyor. Sami şu anda gerçekten mükemmel bir performans ortaya koyuyor. En
sonunda nasıl bir etkisi olacağını göreceğiz. Öte yandan Uso’ların en çok
kardeşi Solo Sikoa da push alan isimlerden birisi. Bundan sonrasında WM yolunda
bir çatırdama görecek miyiz merak ediyorum.
Son olarak biraz üstte dediğim
gibi Roman 2022 yılı içerisinde muhtemelen bir maça çıkmayacağını tahmin
ediyorum. Royal Rumble dönemini de Lashley ile geçirmesini olası görüyorum. Royal
Rumble sonrasında Elimination Chamber da zaten toplu bir kemer koruma yapacağı
için muhtemelen bire bir bir feud içerisinde yer almayacak. Daha öncesinde de bahsettiğim
gibi Summerslam’den, Clash at the Castle’dan ve cash in’den kurtulursa artık
The Rock’tan başkasının kendisinden kemeri alabileceğine ben inanmıyorum
demiştim. Summerslam’de Lesnar’ı yenerek feudu sonlandırdı. Clash at the
Castle’da ise Drew’i kendi memleketinde yendi. Geriye bir tek cash in ihtimali
kaldı ki Theory’nin çantayı NXT şampiyonluğu için kullanacağı yazılmaya
başlandı. Artık bundan sonrası için WM döneminde The Rock ihtimali haricinde
bir şey çok fazla tatminkar olmayacak gibi gözüküyor. Tüm bu “Head of the
Table” unvanı bir şekilde dönüp dolaşıp The Rock’a bağlanmak zorunda. Ek olarak
senaryo olarak da Bloodline’ın yenilebilmesi için Roman’dan da büyük olabilecek
bir isme itaat etmeleri gerekiyor sanki. Belki de The Rock WM 39’da Roman’dan
kemerleri alacak ve sonrasında onları boşa çıkartacak. Yani The Rock’ın full
time güreşmeyeceğini düşünürsek olası bir Roman vs The Rock mücadelesinden böyle
bir sonuç çıkması çok da mantıksız olmayacaktır. Bu sayede kemerler iki ayrı
brand’e gidecekler ve yine normale dönmüş olacağız. Roman da bir süre ringlere
ara verme şansı bulacak.
Tahmin: Roman Reigns
--
Kasım ayının ilk PPV’inde artık büyük
bir PPV olarak karşımıza çıkarılan Crown Jewel için çok da heyecanlı olduğum
söylenemez. Özellikle main event normal bir PPV’de olsa çok ciddi isyan
edebileceğim bir maçtan oluşuyor. Öte yandan seyircilerin tepkisizlikleri ve
güreş kültürüne olan uzaklıkları da şovun izlenebilirliğini düşürüyor. Bununla
beraber neredeyse her Suudi Arabistan şovu öncesinde yaşamaya alışık olduğumuz
politik krizler de baş gösterdi. Bu sebeple şovun iptal bile olabileceği
konuşuldu ancak işin ucunda bu kadar para varken şovun her halükarda
gerçekleşmeyeceğini bilmeyen de yoktu. Zaten bu kadar kritik bir politik kriz
de pek yok gibi gözüküyor.
Yine de her şeye rağmen 3 hafta sonra
War Games temasıyla izleyeceğimiz Survivor Series’i düşünerek mutlu olmaya
çalışacağım.
Herkese iyi seyirler.










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder